Ye, iç, sür - ANTALYA



Nasıl başlasam bilemedim. Hala sarhoşum, hala yorgunum ve hala dudaklarımda o bit yavrusu gülümseme...

Aslında fikir çok önceden çıkmıştı. Antalya'da chapter kurulmuş ve içlerinde henüz tanımadığımız kardeşlerimiz vardı. Bir an önce aksiyon alıp gitmeli, tanışmalı ve kaynaşmalıydık. Onlara yakınlarında bir şehirde, bir nefes uzakta, bi kalp atışı yakında kardeşleri olduğunu göstermeliydik. Ama araya başka geziler, organizasyonlar, iş güç, maddi, manevi başka şeyler girince aylar önce planladığımız organizasyon güzel bir sonbahar haftasonuna kaldı. Mevsimsel anlamda pek de fena olmadı aslında. Yolda üşüsek bile Antalya yine yanıyordu... Neyse...

28 Ekim sabahı birçok karganın bırak yemesini, bedeninden dışkısını atamadığı bir saatte Bornova'da buluştuk İzmir'den 8 kişi. Anıl "Poyraz" Yener, Çetin "Zapata" Haşar, Hakan "Thorn" Demirhisar, Aydın "Rocker" Doğan, Aykut "Ayk" Yücetan, Fatih "Tallrider" Arslan, Fatih "Dragon" Yavuzgül, Ertan "quasimodo" Ustael'dan oluşan ekip gezi için hazırdı.

Evlerimizden buluşma yerine gelene kadar biraz ıslandık ama buluttur dedik, insaf eder dedik, üstümüzde dolaşmaz dedik ve yağmurlukları giymeyi reddettik. Hava zifiri karanlık ve çivi gibi ayazdı. Yola koyulup daha 50 km yol gitmiştik ki Turgutlu civarında yağmur bastırdı. Kendimizi benzinliğe zor atıp laylonları çektik üstümüze. Ülkedeki bütün kamyonların etrafımızda olduğunu düşündüren bir trafikte ve maalesef Hakan "Thorn" Demirhisar'ın yanına almayı unuttuğu şeffaf vizör dolayısıyla siyah vizörle görüş neredeyse kapalı bir şekilde güneş doğana kadar tedirgin bir sürüş gerçekleştirdik. Alaşehir civarında kahvaltı edecek yer bulamamak henüz uykusunu alamamış ve şekeri düşmüş bu koca adamları iyice sinirlendirmişti. Muhtemelen sahibinin bile gelmediği bir yol üstü bişeysinde (ne olduğu belli değildi) durup "acaba masaları kemirsek doyar mıyız" düşüncesini tartışmaya açtık. "Hayır ben sunta masa yemem, mdf isterim" diyen birkaç arkadaşı dövüp oracığa gömmeyi düşünürken çok parlak bir fikir çıktı: Madem bu kadar acıktık, yolda dandik kahvaltıyla yetinmeyelim, Denizli'ye sürüp mükellef bir kahvaltı sofrasına oturalım! "Hay ağzını öpeyim" diyerekten sırayla bu arkadaşla samimiyetimizi artırdıktan sonra tekrar bastık marşlara. Bu arkadaşın adını verip rencide etmek istemiyorum.

Yıllarca Denizli bölgesi çalıştığım için bölgeyi iyi tanıyan biri olarak ekibi şehrin Antalya çıkışındaki Erşafak adlı restauranta götürdüm. İşletme hem restaurant, hem şarküteri hem de yan kapıdan girilen büyük bir süpermarket ile muazzam bir çeşitliliğe sahip. Yıllarca ızgara et yemek için tercih ettiğim yerde çok güzel kahvaltı olacağından da şüphem yoktu. Masalara oturduğumuz anda doğru bir kararla doğru yere geldiğimizi anladık. Mükemmel peynirler, kavurmalı yumurtalar, ballar kaymaklar havada uçuştu. Kapanışı özellikle bal, kaymak, cevizle yaptıktan sonra Denizli halkının güvenliği için bir an önce hesabı ödeyip motorlara bindik.

 

Acıpayam girişinde Bodrum'dan gelen Mehmet "Gambur" Kambur ve Erkan "Proceccus" Sözbilen ile kısa bir kucaklaşma molasından sonra yola koyulduk. Henüz 50 km gitmiştik ki yola aniden fırlayan bir polis yine adını vermek istemediğim plakasız bir arkadaşı epey ürkütmüş olmalı ki fren yerine gaza bastı. Birkaç arkadaşımızı rutin kontrol için çeviren polis birkaç arkadaşımızı da farketmeyerek geçmelerine fırsat verdi. Çevirmeye girmeyen arkadaşlar biraz ileride bir benzinlikte buluşup Bodrumlu kardeşlerle kısa geçiştirilen kucaklaşmayı çimlerin üzerinde boğuşarak anti meşrubat bazı içeceklerle hasret gidermeye çevirdi. Bekleyiş uzarken aldığımız bir telefon Aykut "Ayk" Yücetan'ın sigorta şirketinine sövüşlerle gergin anlar başladı. Tepeye çıkmış güneş, çılgın içeceklerle karışırken muhteşem haftasonu aslında çoktan göz kırpmaya başlamıştı. Sigortacı mağduru Aykut Abimizin motorunu akaryakıt istasyonunun girişinde gördüğümüzde derin bir ohhh çekip marşlara tekrar bastık.

 

Söğüt'te tandır için mola vermiştik ki ekipten herkesin fazlasıyla tok olduğunu söylemesi üzerine daha fazla zaman kaybetmeden Antalya'ya girmeye karar verdik. Gidip bir an önce bira fıçılarında boğulmak fikri daha cazip geldi zira :)

Korkuteli'nden sonraki virajlara ağzımızın suyunu akıta akıta yattık. Neredeyse dönüp tekrar tekrar geçecektik oradan. Neyse ki sözleştiğimiz yerde Antalyalı kardeşlerimiz bizi bekliyordu da vazgeçtik. Kısa bir mola verirken kardeşlerimizle kucaklaştık. Herkes o kadar mutluydu ki bu eşsiz organizasyonun herkesi nasıl keyiflendireceği o anda biraz daha belli oldu.

Vakit kaybetmeden motorlarımıza binerek otelimizin yolunu tuttuk. Motorları boşaltıp, eşyalarımızı odalara atıp kısa birer duş alarak Lara sahilinde biralarımızı tokuşturacağımız mekana gittik. Kavurmalı kaşarlı tostlar tandır molasını es geçen bünyeleri tatmin etti. Ama daha önemlisi buzzz gibi biralardı. Şen kahkahalar, keyifli sohbetler başladı, devam etti ve bitmedi...

Akşam kaldığı yerden devam etti...

Kaleiçi'nde Beyoğlu Meyhanesi'nde yer ayırtmıştı kardeşlerimiz. Klasik fiks menü ve sınırsız yerli içki için 80 TL gibi bir fiyatı duyduğumuzda işletme sahibinin pişman olacağını söylemiştik. Oldu da...

Ne yendi, ne içildi sayamadık tabi ki. Ama saat 01:00 olduğunda masada ayık adam neredeyse yok gibiydi. Mekanda yaşanan bazı anları "Antalya'da yaşanan Antalya'da kalır" sözünü vermiş olmamızdan ötürü paylaşmıyorum. O anlara ait bazı fotoğrafları da Karşıyaka İş Bankası'nda bulunan özel kasamda saklıyorum:)

Antalya'da olduğumuzu duyup ilk uçakla gelen Ceyhan "SHaRaPTCHi" Köseoğlu bizi ayrıca mutlu etti. Mutlu etmekle kalmadı alkole sevk etti. Sevk etmekle kalmadı sarhoş etti:)

İzmirli kıymetli büyüğümüz Zeki "Kıvılcım" Özmen de bu çılgın geceye Antalya'dan katıldı. Bu sefer elinde şişman şişe Efesleri göremedim ama kendisi de bir hayli içti sanırım. Keyifliydi zira:)

Durun bi dakka, gece bitti mi sanıyorsunuz? Beyoğlu Restaurant'la gittiğimiz Raven Bar arası ne kadar bir mesafeydi ve biz o mesafeyi ne kadar zamanda katettik bilmiyorum. O süreçte yaşananlar da top secret kayıtlarda mevcut. Ama hafızalar gerçekten boş. Ne mutlu ki fotoğraf ve video çekebilecek kafada arkadaşlarımız varmış. Gerçi onları da cumartesi gecesi pert ettik ya neyse:)

Ve belkide gezinin en akılda kalıcı mekanına sıra geldi: Çorbacı Şemsi... Hepimizin ortak düşüncesi, daha iyi çorba yapan bir yer olamayacağıdır. Onca sarhoşluğa rağmen aklımızdan çıkmayan bir tat. Bütün gün yemek yemeyip gecesine sadece çorba içmek için gidilebilir bir yer. Şef garsonlarına vücut stopu uygulayıp 6 metre öteye uçurmasaydım birkaç tabak daha yerdim ama ayıp olur diye düşündüm.

Cumartesi sabah uyanışımız çok garipti. Kimsede ne bir baş ağrısı ne bi yorgunluk ne bir kırgınlık. Havasından mıdır, suyundan mı yoksa kardeşlerimizin sıcaklığından mı bilinmez zımba gibi uyandık. Kahvaltı için sevgili Süleyman "Tabureci" Gül'ün çok kıymetli abisi Kadir Abimizin mekanına gittik. Adam bildiğin kitap, çevir çevir oku. Kendisini çok sevdik. Mekanı da tabi. Sanki evimizin bahçesindeymişiz gibi vakit geçirdik. Sabah kahvaltısını öğle yemeğiyle, öğle yemeğini akşam yemeğiyle birleştirdik. Çaylar biralar derken mangal yandı. 10 gün önce kesilip dinlenmeye bırakılan oğlak sofrada bir bayram havası yaşattı. Play list zaten harikayken bir de bağlama çıkınca ortaya kulaklar da bayram etti haliyle. Hesaplarıma göre içen kelle sayısı 9 iken içilen şişe sayısı 8 litre ve bir 50 cl'di:) Biraları saymıyorum bile. Yine top secret bazı kayıtları bu gecenin özel notuyla arşivime katttığımı da belirtmek isterim.

Böylesine alkollü bir gece elbetteki Çorbacı Şemsi'de son bulmalıydı. Bir önceki gece de yaptığımız gibi alkol aldıktan sonra motor sürmeyeceğimiz için 4 tekerli taşıtlar ile şehiriçi yolculuklarımızı gerçekleştirdik. (Kamu spotu) Ancak Kadir Abi'nin mekandan sonra taksi arayışlarımız yol kesme, yola yatma falan şeklinde sonuçlandığından Antalya halkını biraz tedirgin etmiş olabiliriz. Neyse ki sağ salim Şemsi'ye ulaştık. Şef garsonlarını sağlıklı görmek beni çok mutlu etti. Ancak benim masama hep başkalarının servis etmesi, hesabı istediğimde bile götün götün kaçması dikkatimden kaçmadı. "Kendi düşen ağlamaz" mesajımı gözlerimle iletebildiğimi düşünüyorum kendisine:)

Sabah yine bir önceki sabah gibi gayet normal bir şekilde uyanıp yine maçın tamamını seyredemeyerek geniş özetle yetinen arkadaşlarımızla dalga geçtik. Korkuttuk, fotoğraflarla tehdit ettik:)

Antalyalı kardeşlerimiz otelimizden bizi alarak Söğüt'te gelirken yiyemediğimiz tandırı bizlerle yemek üzere hep beraber yola çıktık. Yine müthiş virajların keyfi ve yazdan kalma bahar havasıyla Beyaz Köşk'e oturduk. O kadar acıkmıştık ki sadece salatalarla birer ekmek yedik tandır gelene kadar.  

Bu andan sonrası ise her gezide olduğu gibi yine hüzün içeriyor. Kardeşlerimizi sımsıkı kucaklayıp bize kusursuz bir haftasonu yaşattıkları, kendimizi bir kral gibi, lord gibi hissettirdikleri için teşekkür ettik. Yüksek alkolün sağladığı bazı hafıza boşlukları olsa da kalan kısımlarla ilgili çok net konuşabilirim: inanılmaz eğlendik... Onları tanımak, orada varolduklarını bilmek, fırsat oldukça görüşeceğimizi biraraya geleceğimizi bilmek çok güzel...

Dönüş yolu bitmek bilmedi. Hava soğudu, yediğimiz soğanlar bastırdı, iki çılgın gecenin ağırlığı çıkmaya başladı derken hava karardı. Hakan "Thorn" Demirhisar'ın siyah vizörü onu çembere almamızı gerektirdi. Bodrumlu kardeşlerimizle ayrılarak güvenli bir grup oluşturarak iğrenç Denizli trafiğini geçtik. Sonrasında ufak bir iki mola ile İzmir'e kadar sağ salim sürdük.

Öylesine güzel 3 gün geçirdik ki ne kelimelerle tarif edebilirim ne de fotoğraflarla aktarabilirim. Sadece orada olanların bileceği harika bir haftasonuydu. Ancak bu kadarını bileceksiniz ;)

Her gezi, her etkinlik, bu aileden herhangi iki kişinin bile bir araya geldiği herhangi bir an tarif edilmez, yaşanır... İyi ki varsınız, iyi ki kardeşiz...

 


Poyraz kullanıcısının resmi

Yorumlar

Hidalgo kullanıcısının resmi
Hidalgo

Şeref verdiniz yine bekleriz
Anıl Başgan yazı şahane yüreğine sağlık

quasimodo kullanıcısının resmi
quasimodo

Emeği olan herkese cok tesekkurler harika insanlarla harika bir haftasonu oldu.

Gambur kullanıcısının resmi
Gambur

Gezi kadar harika bir yazı olmuş Anıl Başkanım..
Yine anlatilamayan ancak yaşanabilen hatiralar ile dolu 3 gün gecirdik. Antalyali kardeslerimiz bizi kusursuz agirladi. Herkese sonsuz tesekkurler.

Proceccus kullanıcısının resmi
Proceccus

Başta Ali "Ally" Koç ve Süleyman "Tabureci" Gül olmak üzere bizleri eksiksiz ağırlayan, bizi elleriyle besleyen tüm Antalya Chapter mensubu kardeşlerime binlerce kez teşekkür... Bir sonraki Antalya gezisine kadar en iyisi bu ve daha iyisini beklemek haksızlık olur. 

Başkanım, kalemine sağlık. Anlatılabilecek (!) herşeyi anlatmışsın. SuperEva' lı olmak ayrıcalık. 

Tuareg kullanıcısının resmi
Tuareg

Keyifliden öte bir gezi olduğu aşikar. Antalyalı kardeşlerimizin misafirperverliği parmak ısırttırıyor. İzmirli kardeşlerimizden daha büyük bir performans bekliyoruz. cheeky Haftaya görüşmek üzere.

Teo kullanıcısının resmi
Teo

Supereva varsa keyif vardır, eğlence vardır cümlesinin özeti :) Harika gezi, harika gezi yazısı... Seneye yine yapın, biz de gelelim :)

Poyraz kullanıcısının resmi
Poyraz

Neden bi sene bekleyelim ki?

Teo kullanıcısının resmi
Teo

Haftaya prova yapalım o zaman :) ;)