Şöyle bir yuvarlanıp geleyim.



Uzun zamandır kendi başıma gezi yapmıyordum. En son İğneada'ya gidişim Haziran'dı sanırım. Temmuz da olabilir. Ankara'ya gitmem lazım. Bahar'ın cumartesi günü işinin olmasını fırsat bilerek, Ankara'ya yol alayım dedim. Otoyol kasar beni diyerek, D100 üzerinden Sakarya'ya sonra Taraklı - Göynük - Nallıhan - Ayaş ve Ankara. Bu yolu yapmamın amacı Nallıhan Davutoğlankuş cennetine köprü üzerinden bir bakış.

Sapanca'yı geçtikten sonra, rotamı güneye çevirdikten sonra, ilk Opet'ten benzin aldım, bir de çay söyledim. İşletici kişi enduro motor kullanıcısı imiş, ismi Şener. hemen ilgi gösterdi, İstanbul'da yaşadığını, doktor olan eşinin tayini sebebi ile buraya geldiğini, daha önce gemide, sonra Günaydın Restaurant’ta çalıştığını söyledi. Motor tutkusunu anlattı. Bilirsiniz iyi bir dinleyici, ayrıca çay içicisiyimdir. Muhabbet bittikten sonra ücreti ödeyim dedim, "ikramımız olsun dedi". Bilirsiniz para meselesi için kimseyi kırmam...

Bu yolu üç sene önce aynı motorla yaptığımda sallantıdan iki gün felç olmuştum. Göynük'e kadar, ya süspansiyona yeni yağ koymam ya da yolların tamir edilmesi durumu değiştirmiş. Göynük ile Nallıhan arası 60 kilometre kadarlık kısmın, tam sıkışmamış, yer yer öbek mıcır olduğunu bilsem, hemen rotamı çevirirdim. Bolu Nallıhan ayrımına kadar süren bu azap verici yoldan kurtulunca söğüt altında bir küçük ara verdim. Sonra tempoyu artırdım. Nallıhan Davutoğlan köprüsünde biraz selfi çekimi, manzara kesişinin ardından Ayaş'a kadar görülecek fazla bir şey yok. Ayaş'ta Migros ve marketlerde bulamayacağınız lezzetli domatesi tarladan kendiniz toplayabilirsiniz. Ama ben, Ayaş çıkışında, yol kenarında açılmış hale gidip, oradan almayı tercih ettim. Ayrıca çantama sığabilecek kadar elma ve biraz da çilek. Çilek ve domatesi ezmemek için bir kaç dakika kafa patlattıktan sonra, başarılı bir metod buldum. Halat kilidini sisi bara iki kez dolayarak bir sepet elde edip, torbayı içine yerleştirdim.naylonu da çantaya düğümledim. Bundan sonraki yol pürüzsüz ve engebesiz. Koru Mahallesi'nde oturan arkadaşımda içtiğim çayın ardından eve vardım. Ankara'da Bilkent'le Ümitköy arasında radar var. Sürat en fazla 82 olmalıymış. Küsurat kimin aklına geliyor acaba? Araştırdık, ama bir mantığa oturtamadık.

Pazar günü ağabeyim Safa ile Mogan'a gittik. Gölün etrafında en güney tarafında “Bizim Çatı” isimli bir otel var. Zamanında şişme botla turna tuttuğumuz bu acı gölde şimdi ördekleri seyredip birer bira ile sucuk, patates ve sigara böreği yuvarladık. Kaliteli malzeme kullanılmış ama fiyat uygun. Yalnız ne yersen ye, birkaç eşek arısı masaya musallat olacak. Onu da bilin.

Pazartesi sabahı ev ahalisi ile vedalaşıp, Eskişehir üzerinden İstanbul'a dönüş için yola çıktım. Bilirsiniz ki Fonfil gittiği yoldan dönmeyi sevmez. Polatlı'yı geçer geçmez Gordion YassıHöyük tabelası beni cezbediyor ve yoldan çıkıyorum. Açık hava höyük alanını turlayıp, tabelaları ve tarihçeyi okuyup bilgi sahibi oluyorum. Ovadaki irili ufaklı yüzü aşkın tepeciğin, anıt mezar (Tümülüs) olduğunu yazıyor, müzeye gidip, karşısındaki Midas'a ait tümülüs içine giriyorum. Orta boy bir piramit boyutundaki yapıtın içinde güzel şarap mahzeni yapılırmış aslında. Duvarları lambalarla aydınlatılmış loş hol boyunca ürpertici bir serinlik ve Kral Midas'ın ruhu geziniyor. "Midas'ın kulakları, eşek kulakları" diyerek lahite yanaşıyorum. Yaklaşık 60-70 cm çapındaki kütüklerden yapılma ahşap yapının içine girilemiyor. 2700 yıl içinde herhangi bir çürüme olmamış, yine de metal konstrüksiyonla desteklenmiş. Kral Midas'ın cansız iskeleti Anadolu Medeniyetleri Müzesine gönderilmiş ve huzuru bozulmuş. Kral Midas ile ilgili ikinci bir rivayet, "tuttuğun altın olsun" diye bildiğimiz dua/bedduanın etkilediği kişidir. Para olarak sıkıntısı olmasa da, bırak tuttuğunu öpmeyi,masturbasyon yapamayacak durumda olmanın derin baskısını yaşamış bu ulu insan.

Buradan Müze'nin arkeoloğu Emel Hanım'ın ısrarı üzerine Dua Tepe'ye doğru yolumu uzattım, ancak yol tabelasından ve GPS'den bulamadığım için bu aktivite yolumu 50 kilometre daha artırmış olması dışında bir işe yaramadı.

Eskişehir'de Memphis kafede üniversiteden arkadaşımla buluştuk. Steak Burger ve bira molası. Yalnız bar muhteşem. Eskişehir'de gittiğim tüm yerler harika ve uygun fiyatlı. İstanbul'daki fiyatlara göre 2/3 gibi bir fiyat, bir de üstüne öğretim üyesi iskontosu.

Yolun geri kalanı, Bursa üzerinden Topçular. Hava yavaş yavaş bulutlanıp kararıyor. Motosikletimin 11 litrelik yakıt deposu ile ilk kez 190 kilometre yol yapmış olmam beni hafifçe ürkütse de, takviyeyi açmadan benzinciye ulaşabiliyorum. Son benzinciden sonra başka bir mola vermeden eve varıyorum.

Eskiden şöyle bir deyim vardı, "Ankara'ya gitmenin en güzel tarafı İstanbul'a dönmek” diye, artık geçerli değil. Eskihisar ile şehir arası felaket. Bilek ağrısı ile yazıyorum bunları.

İstanbul -Göynük- Nallıhan- Ankara

fonfil kullanıcısının resmi