Aprilia Test - Lübnan



Gezi Tarihi: 20.03.2011

Yer: Lübnan

Katılanlar: Alper “Timsah” Timur, Tayfun “Katana” Temel, R.G.

Lübnan’daki Aprilia distribütörünün daveti üzerine 3 arkadaş Beyrut yollarına düştük. Güzel haber, vize yok. THY hemen hemen her gün uçuyor Beyrut’a. Cuma akşamı Fener-GS maçını havalimanında izleyip uçağa bindik. 1,5 saat sonra Beyrut’tayız.  Lübnan’ın geçmişinde 600 küsur senelik Osmanlı hükümdarlığı var. Şehircilik açısından bize benziyor. Kültürel ve tarihi mekânları olduğunu da tahmin ediyoruz ama biz fazla gezemedik. Darısı size… 

Giderken güzel bir gezi raporu hazırlayacağım diyordum kendime. Ancak sürenin kısa olması ne konaklamada ne de yeme içme konusun da alternatif araştırmaya imkan vermedi. Bu yüzden rehberden çok izlenimler ağırlıklı bir gezi yazısı oldu.

Arapça konuşmalar ve tabelalar olmasa Türkiye’deki bir şehirde olduğumuzu düşüneceğim ilk başta. İnsanları, coğrafyası bize çok yakın olduğundan yabancılık çekmiyorsun. Müslüman kesimindeki bir otelde kaldık dolayısıyla buzdolabında içki yok. FreeShop’tan yaptığımız stoku kullanıyoruz.

Sabah humuslu kahvaltının ardından bayi ziyaretine gidiyoruz. Adamlar mükemmel ağırladılar bizi. Burada ayrıca teşekkür ederim. Beyrut’lu motosiklet dostlarıyla tanışma faslı derken öğle yemeğine gidiyoruz.

İnanmayacaksınız ama servis sırası şu; tuzlu fıstık, kabak çekirdeği, nargile, humus, Fattouch (karışık yeşil salata diyebiliriz), Tabbouleh (ince kıyılmış maydanoz salatası), bumbar, kaz ciğeri, karışık ızgara et (etler limonlu geliyor). Hepsini yedik. Yerel Lübnan birası Almara. Heineken fabrikasındanmış. İçtik, valla şahaneydi. 

Akşam yemeği için 45 dakikalık yolda olan bir dağ lokantasına gittik. Kısa kollu t-shirt giyince adam boyu karların içinde biraz ürperdik ama yemekler ısıttı bizi. Nefis bir fondü eşliğinde masaya getirilen kızgın granit taş blokların üzerinde etlerimizi kızartıp yedik. Ara sıcaklara girmiyorum. İçecek şaraptı. Ksara Lübnan’ın dünyaca meşhur şarabı. Biz muhalefet olsun diye onun rakibi Kefraya içtik, şahaneydi. Dağdan inince Beyrut gece hayatına daldık. Barlar 20-30 kişilik minik minik mekanlar. Samimi ortam, yüksek sesli müzik, iyi bir barmen sizi saat üçe kadar oyalıyor. Saat üçte after-bar denen mekanlar açılıyor. 

B018 dünyada 7. Sırada imiş. Gidiyoruz mecburen. Yıkılıyor ortalık. Mekan bir otoparkın altında. Kafalar bir dünya olmuşken birden bire tavan iki yana açılmaya başlıyor. Mekan içinde su olmayan bir havuza dönüşüyor. Siz “ne içmişim be “ diye düşünürken dolunay içeriye doluyor. Artık kurt adam olup olmamak size kalmış. Biz barmene dönüp aynısından bir tane daha dedik. Bu arada bu mekanı görmeden ölmemek gerek. Sabah altı gibi çıkıp taksiye bindik. Elemana çorbacı olarak verdiğimiz lokasyonu bulamadı tabi. O saatte tek açık mekan bir büfeye yöneldik. Lahmacun adı altında pazarladıkları tuhaf şeyi yedik ve otele döndük.

Kısa bir uyku sonrası humuslu kahvaltıdan sonra tekrar mağazadayız. RSV4’leri ve Mana’yı teslim aldık. Hala başım dönerken yoğunlaşmış Pazar trafiği düşününce otomatik vitesli Mana çok cazip göründü. Suriye sınırına doğru yola düştük. İnanılmaz keyifli bir motor. Benzin deposu koltuğun altında, ağırlık aşağıya verilmiş ve müthiş bir denge sağlanmış. Tek sorun galonu 3 TL olan benzinle aragaz yapamamak. 850 CC’lik bir naked scooter diyebiliriz. Performans müthiş. RSV4 lerin aras ında vızır vızır geziyorum. Uzayacakları düzlük pek olmadığı için sürekli kıçlarındayım.  RSV4’ler 2010 ve 2011 model. Sesleri inanılmaz. Fren, vs. donanım modifikasyonu gerektirmeyecek kadar iyi.

Memleketimin gözünü seveyim. Adamlarda olmayan lüks araba yok amaşoförlük melekeleri sıfır. Hele kadın sürücüler tam bir facia. Bir şekilde şehir trafiğinden çıkıyoruz ama sınıra yaklaşınca yoruluyoruz. İlk gördüğümüz balık lokantasında mola verdik. Balık – Arak kafiyesi uymadığı için bira ile balığı yolcu ediyoruz. Tekire Sultan fish diyorlar. Olsun diyerek yiyoruz. Tatlı niyetine verilen etipuf ise ağlatıyor bizi…

Yol üstündeki bir Brezilya stili kiliseyi ziyaret edip mağazaya dönerek motorları terk ediyoruz.

Ve yine acıktık. Müslüman mahallesindeki bir kebapçıda mönüyü çözmeye çalışırken Urfalı bir garson imdada yetişiyor. Süt danasından şişlerin siparişini verirken halen Arak içmediğimizi fark ediyoruz. Hafif içimli güzel bir içecek. Humuslu güzel bir yemekten sonra otele gidip dinleniyoruz. 

Gece uçağa atlayıp sabahın ilk ışıkları ile vatandayız. Yine dönmek üzere; bye bye Beyrut...”


Katana kullanıcısının resmi